31 Aralık 2012 Pazartesi

125 Yazar Tüm Zamanların En Şahane Kitaplarını Seçti

Çağdaş İngiliz ve Amerikan edebiyatının 10 şahane romanı, öykü koleksiyonu, oyunları ve şiirleri, The Top Ten: Writers Pick Their Favorite Books (En iyi 10 Roman: Yazarların Favori Kitapları) adlı bir listede toplandı.

Listeye katkıda bulunan yazarlar arasında Normal Mailer, Ann Patchett, Jonathan Franzen, Claire Messud, and Joyce Carol Oates gibi isimler de var.

İşte yazarların favori kitapları:

20. yüzyılın en iyi 10 romanı:

1. Lolita – Vladimir Nabokov
2. Muhteşem Gatsby – F. Scott Fitzgerald
3. Kayıp Zamanın İzinde – Marcel Proust
4. Ulysses – James Joyce
5. Dublinliler – James Joyce
6. Yüzyıllık Yalnızlık – Gabriel Garcia Marquez
7. Ses ve Öfke – William Faulkner
8. Deniz Feneri – Virginia Woolf
9. Bütün Hikayeler – Flannery O’Connor
10. Solgun Ateş – Vladimir Nabokov

19. yüzyılın en iyi 10 romanı:

1. Anna Karenina – Leo Tolstoy
2. Madame Bovary – Gustave Flaubert
3. Savaş ve Barış – Leo Tolstoy
4. Huckleberry Finn’in Maceraları – Mark Twain
5. Anton Çehov’dan Hikayeler – Anton Çehov
6. Middlemarch – George Eliot
7. Moby-Dick – Herman Melville
8. Büyük Umutlar – Charles Dickens
9. Suç ve Ceza – Fyodor Dostoevsky
10. Emma – Jane Austen

Seçilen kitap sayılarına göre yazarlar

1. William Shakespeare – 11
2. William Faulkner – 6
3. Henry James – 6
4. Jane Austen – 5
5. Charles Dickens – 5
6. Fyodor Dostoyevski – 5
7. Ernest Hemingway – 5
8. Franz Kafka – 5
9. James Joyce, Thomas Mann, Vladimir Nabokov, Mark Twain, Virginia Woolf – 4

Kazandıkları puana göre yazarlar

1. Leo Tolstoy – 327
2. William Shakespeare – 293
3. James Joyce – 194
4. Vladimir Nabokov – 190
5. Fyodor Dostoevsky – 177
6. William Faulkner – 173
7. Charles Dickens – 168
8. Anton Çehov – 165
9. Gustave Flaubert – 163
10. Jane Austen – 161


Kaynak: edebiyathaber.net

Bilim ve Çevre Konularında 2012 Yılının Önemli Gelişmeleri

2012 yılında bilim haberlerinin başında, en kuvvetli fizik teorilerinin 50 yıldır eksik parçası konumunda olan Higgs parçacığının bulunması geldi.

Bu yıl bilim haberlerinde manşet olan diğer gelişmelerse bir tonluk aracın Mars'ın yüzeyine inmesi, Arktik buzullarının rekor seviyeye inmesi, ve Hasselhoff isimli bir yengecin keşfedilmesiydi.

BBC bilim haberleri editörü Paul Rincon, 2012'nin en büyük çevre ve bilime gelişmelerini derledi.

Ocak

 

Bilim adamları Ocak ayında farklı embriyolardan alınan hücrelerle doğan Chimero, Roku ve Hex isimli maymunlarını tanıttı. Genetik grupları farklı birden fazla organizmadan alınan hücrelerle geliştirilen hayvanlara "kimera" deniyor. Bu hayvanlar, kök hücre tedavilerinin laboratuvarlardan hastanelere geçmesine yardımcı olabilir.



Ocak ayında İngiliz bilim adamları ayrıca göğsü kıllı bir yengeç türü buldu. Yengece verilen "The Hoff" adı, oynadığı programlarda sıklıkla üstünü çıkaran Amerikalı oyuncu David Hasselhoff'dan esinlenilmiş. 2012 yılında yeni keşfedilen bir balık türü ve soyu tükenen bir kertenkeleye de Obama adı verildi.


Şubat

2011 yılının sonlarına doğru, İtalya'da yapılan Opera deneyi, fizik bilim dalında asrın gelişmesi olabilecek bir duyuru yaptı. Deney ekibi, ışık hızından hızlı hareket edebilen nötrino parçacıkları gözlemlediğini söyledi. Şubat ayına gelindiğindeyse ekip bozuk bir kablonun deney sonuçlarının etkilediğini kabul etti. Bu olay, Opera'nın başfizikçisinin istifa etmesine neden oldu.

Mart


Nasa'nın Messenger uzay aracı, Merkür gezegeninin kutuplarında donmuş halde su olduğuna dair kanıtlar buldu. Gezegenin yüzeyinde sıcaklık 400 dereceyi bulsa da, kutuplardaki kraterlerin içi sürekli gölgede olduğundan suyun dolabileceği soğuk noktalar oluşabiliyor.


Mart ayında İngiltere'de afidleri uzaklaştırabilmesi için genetiği değiştirilmiş buğdayla deneyler yapıldı. Ama Hertfordshire'da yapılan deneye kızan çevreciler Mayıs ayında bölgeye doğru yürüyüşe geçti.

Nisan


Bu yıl fizikçiler Higgs parçacığını aramaya odaklanmıştı. Ama Nisan ayında evrenin başka bir önemli maddesi olan Majorana kütlesine rastlanıldığı açıklandı. Bilim adamları but parçacıkların evrenin "kayıp kütlesinde" bir rolü olabileceğini düşünüyor. Görülen diğer objelere uygulandığı çekimden dolayı kayıp kütlenin var olduğu biliniyor.

Mayıs


Mayıs ayında uzay tarihinde bir ilk yaşandı. Merkezi ABD'de olan SpaceX adlı firma, ürettiği Dragon kapsülüyle Uluslararası Uzay İstasyonu'na tıklayın ikmal ulaştıran ilk özel şirket oldu.

Bu ayda İsviçre'de araştırmacılar felç olan farelerin omuriliğine bir sıvı enjekte ederek hayvanların yeniden yürümesini sağladı.

Domateslerin genomunu araştıran bilim adamları da beş yıla kadar tadı geliştirilmiş meyveler üretilebileceğini açıkladı.

Haziran


Dünya'dakilerin bakış açısına oranla Venüs gezegeni Güneş'in önünden nadir gerçekleşen bir geçiş yaptı. Dünyanın dört bir köşesinde gözlemciler, en yakın 105 yıl sonra yeniden gerçekleşecek astronomi olayını izlemek için gökyüzüne odaklandılar.


Son Rio Zirvesi'nin üstünden ancak 20 yıl geçmiş olmasına rağmen, Birleşmiş Milletler'in 2012 zirvesinde istenilenlerle gerçekler arasında büyük fark olduğu kesindi. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon hükümetlere yaptığı çağrıda dünyada açlığın yok edilmesini istedi. Bazı hükümetler de temiz enerji konusunda sözler verdi. Ama diğer siyasetçiler ve tıklayın eylemciler Zirve sonrası yapılan açıklamayı "liderlik çöküntüsü" olarak niteledi.

Temmuz


Higgs parçacığı fikrinin ortaya atılmasının üstünden 50 yıl geçtikten sonra Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda çalışan fizikçiler bunun varlığı kanıtlamayı başardı . Parçacık maddelerin kütlesinin neden olduğunun açıklanması yolunda önemli bir keşif. Parçacığın varlığını 1964 yılında öngören Peter Higgs, sonuçların açıklandığı toplantıda ekibin çalışmalarından övgüyle söz etti. Higgs, "Sanırım bulduk, bu bir keşiftir" dedi.


Temmuz ayında Olimpiyatlara ev sahipliği yapan Londra'da tarihin en gelişmiş doping laboratuvarı kuruldu. Bazı kişilerse doping ve performans geliştiriciler arasında bir ayrım yapılması gerektiğini söylüyordu. Bu sırada Paralimpiyatlarda yarışan omurilikleri hasar görmüş sporcuların performanslarını geliştirmeye çalıştırırken kendilerine zarar veriyor olabilecekleri ortaya çıktı.

Ağustos


Nasa'nın büyük  Curiosity uzay aracı Mars'ın yüzeyine bu ayda indi. Ajansın tasarladığı, ve roketler aracılığıyla havada duran bir vinç kullanılarak Curiosity iniş yaptığı balonun üstünden toprağa indirildi.


Ayın yüzeyinde ilk yürüyen kişi olan Neil Armstrong, kalp ameliyatının ardından yaşanan komplikasyonlardan hayatını kaybetti. 20 Temmuz 1969'da aya inen Armstrong, bunun "insan için ufak, insanlık için büyük" adım olduğunu söylemişti.

Eylül


Ağustos ayında uydu kayıtları başladığından beri görülen en düşük seviyeye inen kutup buzu Eylül ayında  daha da azaldı . Eylül ayında buz tabakasının boyutu 3,41 milyon kilometrekareydi. 1979 ila 2000 arasında buz boyutu bunun iki katıydı.

Uluslararası bir bilim ekibi, insan genomunun şimdiye kadar görülmüş en detaylı analizini sundu. Ekibin yaptığı analiz, genetik kodumuzun daha önce tahmin edilenden daha büyük bir bölümünün aktif olduğuna kanaat getirdi.

Ekim


Avusturyalı Felix Baumgartner, uzaydan yeryüzüne atlayıp ses hızını düşerken aşan ilk hava dalgıcı oldu. Girdiği düz virilden çıkmayı başaran Baumgartner, paraşütüyle yeryüzüne inince rekor kitaplarına girdi.


Bu sene Nobel Tıp Ödülü'ne layık görülen Prof John Gurdon, ödülü kazandığında aklına biyoloji öğretmeninin karnesine yazdıkları gelmiş. Gurdon, fen sevdası hakkında öğretmeninin "vaktini harcamasın" dediğini söylüyor.

Kasım


Dünyadaki su seviyeleri hakkında derlenen en kapsamlı rapor, kutuplarda eriyen buzulların deniz seviyesini son 20 yılda 11 milimetre yükseldiğini yazdı.


Kasım ayında sıvılaştırılmış doğal gaz taşıyan bir tanker, Kuzey Kutbundan geçti. Tankerin ait olduğu şirket, buzulların erimesiyle bu rotanın artık kârlı olduğunu söyledi.

Aralık


Katar'ın Doha şehrine yapılan Birleşmiş Milletler tıklayın İklim Konferansı'nda zengin ülkelerin iklim değişikliğinden dolayı kayıplar yaşayan fakir ülkelere tazminat ödemesi gerektiğine karar verildi. Ama çevreciler konferansın iklim değişikliği konusunda anlamlı adımlar atmamasını kınadı.


Kaynak: baskahaber.org

24 Aralık 2012 Pazartesi

Total Film Dergisine göre 2012 Yılının En İyi 50 Filmi


İngiliz sinema dergisi Total Film'in yazarları 2012'nin "En İyi 50 Filmini" seçti.

Listenin büyük bölümünü İngilizce çekilmiş filmler oluşturuyor.

Liste şu şekilde sıralandı:

  1. The Master
  2. The Imposter
  3. The Cabin in the Woods / Dehşet Kapanı
  4. The Raid / Baskın
  5. Shame / Utanç
  6. The Dark Knight Rises / Kara Şövalye Yükseliyor
  7. Argo / Operasyon: Argo
  8. The Avengers / Yenilmezler
  9. Looper / Tetikçiler 
  10. Skyfall
  11. Martha Marcy May Marlene
  12. Amour
  13. Life Of Pi
  14. Silver Linings Playbook
  15. The Hobbit: An Unexpected Journey
  16. Sightseers
  17. Ted
  18. Searching For Sugar Man
  19. The Kid With A Bike
  20. Killing Them Softly
  21. Young Adult
  22. Chronicle
  23. Rust And Bone
  24. Beasts Of The Southern Wild
  25. Berberian Sound Studio
  26. The Innkeepers
  27. Killer Joe
  28. The Muppets
  29. Moonrise Kingdom
  30. Headhunters
  31. Holy Motors
  32. Jack Reacher
  33. Once Upon A Time In Anatolia
  34. The Descendants
  35. Prometheus
  36. Tiny Furniture
  37. Cosmopolis
  38. Marley
  39. 21 Jump Street
  40. Brave
  41. Dredd
  42. Margin Call
  43. The Amazing Spider-Man
  44. Damsels In Distress
  45. Frankenweenie
  46. The Hunger Games
  47. Your Sister’s Sister
  48. Liberal Arts
  49. Sound Of My Voice
  50. Seven Psychopaths

21 Aralık 2012 Cuma

Yabancı Film Oscar'ı için ilk 9 film açıklandı

85. Oscar Ödülleri'nde 'En İyi Yabancı Film' dalında ön elemeyi geçen 9 aday belli oldu.

Sinema dünyasının en prestijli ödülleri Oscar'da 71 filmin aday adayı olduğu 'En İyi Yabancı Film' dalında ön elemeyi geçen filmler belli oldu.

Cannes'da Altın Palmiye'yi kazanan Michael Haneke'nin son filmi 'Amour', gösterildiği birçok festivalden ödülle dönen 'Beyond the Hills' ve Fransa'nın gişe rekortmeni filmi 'Can Dostum' da (The Intouchables) adaylar arasında.
İki aşamalı bir oylamayla seçilen En İyi Yabancı Film aday sayısı, 5'e inecek.

İşte Oscar için şansı devam eden 9 film:
Amour - Michael Haneke, Avusturya
War Witch - Kim Nguyen, Kanada
No - Pablo Larraín, Şili
A Royal Affair - Nikolaj Arcel, Danimarka
The Intouchables - Olivier Nakache ve Eric Toledano, Fransa
The Deep - Baltasar Kormákur, İzlanda 
Kon-Tiki - Joachim Rønning ve Espen Sandberg, Norveç
Beyond the Hills - Cristian Mungiu, Romanya
Sister - Ursula Meier, İsviçre

85. Oscar Ödül Töreni 24 Ocak'ta gerçekleştirilecek.

2012 teorisyenlerini sarsan Maya takvimi



Guatemala’nın yağmur ormanlarında bulunan antik Maya kenti Xultun’da, 21 Aralık 2012’de sona eren Haab takviminin sonrasındaki tarihlere işaret eden yeni bir takvim bulundu.


Maya Kralının yanındaki iki figür. Bir tanesi, krala sanki bir yazma uzatıyor.

 

Bilim dünyasında büyük heyecan yaratan takvim, antik kalıntılardaki bir duvarın üzerine resmedilmiş olarak bulundu.
Kırmız ve siyah renklere sahip olan hiyerogliflerin yanında, bir Maya kralına ve kendisine eşlik eden esrarengiz yardımcılarına ait renkli bir duvar çizimi yer alıyor. Çizimin, M.S 800 yılına işaret ettiği ve kral ile dönemin gök bilimcileri ile matematikçilerinin yer aldığı bir toplantıyı tasvir ettiği düşünülüyor.
Elde edilen en önemli bilgi ise duvarın üzerine çizilen takvimin, 21 Aralık 2012’de sona eren Haab takvimi ile aynı olmaması. Araştırma ekibinde yer alan ve kalıntılardaki oymaları deşifre etmek için çalışan Teksas Üniversitesi’nden arkeolog David Stuart, “Maya takvimi milyonlarca, milyarlarca, oktilyonlarca yıl devam edecek… Hatta, aklımıza bile getiremeyeceğimiz süreler boyu devam edecek” dedi.

ANTİK BOYA YOL GÖSTERDİ

Ortaya çıkarılan yeni takvim, içerdiği istifli çizgiler ve noktalarla oldukça karmaşık bir görünüme sahip. Çizgi ve noktalar, çeşitli rakamları temsil ederken, altı aylık dönemlerde Ay döngülerini
kaydetmek için kullanılmış. Ancak çizimleri inceleyen matematikçilerin dikkatini çeken ilk bulgular bu çizgi ve noktalar değildi.
Guatemala’nın kuzeydoğusunda kalan Xultun’da 2010’dan bu yana araştırmalar yapan Boston Üniversitesi’nden arkeolog William Saturno, şehrin haritasını çıkarmak için çalıştığı günlerde, öğrencileriyle birlikte hırsızlar tarafından açılmış bir hendek fark etti. Burada, antik boya izlerine rastladılar. 
Saturno, bu hafta Science dergisinde yayımlanan araştırmaları hakkında basına yaptığı açıklamada, “Bulduğumuz izler kesinlikle evdekilere anlatacağım türden bir keşif değildi” dedi. ABD’li arkeolog, Guatemala yağmur ormanlarında boyanın iyi korunamadığını bildiği için, silik kırmızı ve siyah çizgilerin önemli bir bilgi ortaya çıkarmayacağını düşünüyordu. Yine de, hırsızların erişmek istediği odayı ortaya çıkarması gerektiğini düşündü. 

Kral resminin çizimi. Kaynak: National Geographic.

Saturno, hırsızların açtığı hendekten girip odanın en sonundaki duvara ulaşmayı başardığında, gördükleri karşısında büyük şaşkınlığa uğradı. Duvarda, tahtında oturan bir Maya kralı, kafasında kırmızı tacı, arkasını kaplayan büyük mavi tüylerle oturuyordu. Esrarengiz bir figür ise kafasını kralın arkasından uzatıyor.
Kralın bulunduğu duvarın bitişiğindeki diğer duvarda, peştamala sarınmış, tüylü başlıklar giyen üç figür daha yer alıyor. Figürlerden bir tanesinin altında, “Büyük Kardeş veya Kıdemli Obisidiyen” yazıyor. Bu gizemli unvanı taşıyan figürün yanı sıra, kralın yanında görkemli, turuncu bir elbise giymiş, yeşim taşından bilezikleriyle krala uzanan bir kişi daha var. Hareketi, sanki krala bir şeyler çiziyor veya yazıyormuş izlenimi veriyor. Bu figür, “Genç Kardeş ve Genç Obsidiyen” unvanını taşıyor. 


DÜNYANIN SONU DEĞİL

1,8 metre karelik odanın batı ve kuzey duvarlarında yer alan tasvirler, Xultun’da ortaya çıkarılan tek şaşırtıcı keşifler değil. Doğu duvarında, bir dizi küçük, karmaşık hiyeroglif yer alıyor. Yani, Maya’ların keşfedilen en son takvimi. 

Takvimin, duvardaki çizimlerin tamamlanmasından sonra duvara eklendiği düşünülüyor. Arkeolog David Stuart, “takvimin, sanki zaman çizelgesini kağıt yığınları arasında aramak yerine duvara, gözünün önüne koymak isteyen bir katip tarafından hazırlanmış gibi durduğunu” belirtti.
Mayalar, Haab takvimini “baktun” adını verdikleri 394,26 yıllık bölümlere ayırdı. Baktun’lar, dünyanın sonunun 21 Aralık 2012’de sona ereceği düşüncesini oluşturdu. Bu tarihte, 13’üncü baktun tamamlanırken, Dünya Beşinci Güneş Çağı’ndan, Altıncı Güneş Çağı’nda girecek.

Stuart, “Bu bilgilere dayanarak dünyanın sona ereceğini düşünmek yanlış bir düşünce. Aslına bakılırsa, Maya’lar 13’üncü baktun’un ardından zamanın sona ermeyeceğini biliyordu. 13’üncü baktunun sona ermesi, sadece yeni bir dönemin başlangıcına işaret ediyor. Yeni keşfettiğimiz takvimde, baktun’lardan çok daha geniş zaman birimleri var” dedi. 


YENİ TAKVİM

‘Yeni’ Maya takviminde 24 zaman birimi yer alıyor. Stuart, “Çizimlerde sadece beş tanesini görebiliyoruz. Her biri oldukça geniş zaman dilimlerini temsil ediyor” bilgisini verdi. 

Zaman birimlerini temsil eden bir sütunda, yaklaşık 17 baktun’a denk gelen zaman (6700 yıl) belirtiliyor. Bir diğer noktada, duvara “gizli bir numara” yerleştirilmiş. Araştırmacılar, bu belirteçlerin, binlerce yıl öncesine giden daha eski zaman döngülerinde kullanıldığını belirtti. Ayrıca, takvimin Mars ve Venüs gezegenlerinin döngülerini de gösterdiğine dikkat çekildi. Her Ay döngüsü için farklı bir kral tasvirinin kullanıldığı görüldü. Bu da, her döngüye ayrı bir kral/tanrı adandığına işaret ediyor. 

Stuart, “Kısaca, bu Maya takvimi sadece 13 baktun’dan fazlasına işaret ediyor” ifadesini kullandı. 


DUVARIN YÜZEYİNİ KEŞFETMEK

Bilim dünyası, antik “duvar takviminin” keşfini çok büyük bir gelişme olarak kabul ediyor. Bunun nedeni, bilinen ilk antik takvim ve astronomik tablolara ait kayıtlar, 11’inci veya 12’inci yüzyıldan kalma, Dresden Codex kitabından geliyor. Arkeolog Saturno, “duvar takvimi” ve Dresden Codex’in, çok daha eski tarihlere ait ancak yok olan kitaplardan edinilen bilgilerle hazırlanmış olabileceğini düşünüyor.

Stuart, duvar resimleriyle kaplı odanın, Mayalı bilim insanlarının hayatlarına çok farklı bir bakış açısı sunduğunu belirtti. Duvar resimlerinin yer aldığı oda, birçok diğer odanın yer aldığı bir alanda bulunuyor. Bu alan, zamanında çökmüş ve yeniden inşa edilmiş. Duvar resimli odanın ayakta kalmasının sebebi ise Mayalı mühendislerin duvarlarını yıkmak yerine odayı molozla doldurmaları ve üzerine inşa yapmaları. 

Stuart ve meslektaşları, duvar resimlerini keşfettikleri yerin, önemli, soylu bir insanın evi olduğuna inanıyor. Duvardaki matematikçiye ait tasvir ise soylular ile bilim insanlarının yakın ilişkisine bir örnek olarak gösteriliyor. Stuart, “Maya toplumundaki konumların birbirine ne kadar yakın olduğunu gösteren harika bir çizim” ifadesini kullandı. 


Arkeolog William Saturno.

KRALLARIN TAKVİM TAKINTISI

Stuart, Maya krallarının zamanı kaydetmek konusunda özel bir ilgileri olduğunu düşünüyor. Bunun başlıca sebebi, belli zamanlarda geleneksel ritüelleri tekrarlayabilmekti. Ancak, “duvar takvimi” odasındaki kralın isminin kaybolmuş olması, olası ritüeller hakkındaki ipuçlarını kısıtlı bırakıyor.  

Antik Maya kenti Xultun, 1915 yılında ortaya çıkarılmış olmasına rağmen, şu ana kadar yapılan keşifler şehrin sadece yüzde 0.1’lik kısmını kapsıyor. Hırsızların 1970’lerde şehre büyük zararlar vermesi, birçok antik bilgi ve eserin de kaybolduğu anlamına geliyor. Buna rağmen, arkeologlar şehrin hala ne kadar sır sakladığı konusunda bir tahminde bulunamıyor. 

Saturno, “Xultun’daki araştırmalar, duvar resimli oda gibi Guatemala topraklarındaki Maya kalıntıları hakkında daha önce hiç rastlamadığımız bilgiler sunan bir yerde başlayabilir” dedi. “Duvar takviminin” yer aldığı odadaki araştırmaları, National Geographic Society finanse ediyor.

Kaynak: ntvmsbc (11.05.2012)

13 Aralık 2012 Perşembe

'Tepenin Ardı' 14 Aralık'ta 14 Salonda Gösterime Girecek


2012 yılında başta Berlin Film Festivali, Karlovy Vary Film Festivali, Saraybosna Film Festivali ve İstanbul Film Festivali olmak üzere birçok festivalden ödüller alan, en son Asya Pasifik Film Ödüleri'nde En İyi Film seçilen Tepenin Ardı, dünyayı dolaştıktan sonra 14 Aralık'ta Türkiye'de vizyona giriyor.

Fakat filmin bütün başarısına rağmen Türkiye'deki sinema salon işletmecileri filme rağbet göstermiyor. Filmin Türkiye dağıtımcısının bildirdiğine göre şu ana kadar sadece 14 sinema salonu Tepenin Ardı'nı vizyona sokmak üzere talepte bulunmuş bulunuyor. Tepenin Ardı sinema salonlarından daha çok ilgi ve talep bekliyor.

Tepenin Ardı, Fransa'da 25 şehirde 30 salonda gösterime girecek.

Şubat 2012'de Berlin Film Festivali'ndeki ödüllü dünya prömiyerinden sonra, Tepenin Ardı 30'un üzerinde film festivalinde gösterildi ve toplam 16 ödül kazandı.

Tepenin Ardı'nın kazandığı ödüller:


Berlin Film Festivali (Almanya): Caligari Film Ödülü, En İyi İlk Film dalında Özel Mansiyon

İstanbul Film Festivali: Ulusal Yarışma: En İyi Film, En İyi Senaryo, FIPRESCI Ödülü

Taypey Film Festivali (Tayvan): Yeni Yetenek Yarışması Jüri Özel Ödülü

Karlovy Vary Film Festivali (Çek Cumhuriyeti): NETPAC En İyi Asya Filmi Ödülü

Saraybosna Film Festivali (Bosna Hersek): Jüri Özel Ödülü

Paliç Film Festivali (Sırbistan): En İyi Film

Osian Cinefan Film Festivali (Hindistan): En İyi İlk Film

Batum Film Festivali (Gürcistan): En İyi Yönetmen

Malatya Film Festivali: En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu (Tüm Erkek Oyuncular), SİYAD En İyi Film Ödülü

Asya Pasifik Film Ödülleri: En İyi Film

11 Aralık 2012 Salı

Metallica Tüm Şarkılarının İnternet Sitesinden Yayımlanmasına İzin Verdi


Amerikalı Heavy-metal grubu Metallica, şimdiye kadar çıkardığı tüm albümlerinin internette yayınlanmasına izin verdi.

Daha önce şarkılarının herhangi bir internet sitesinde yayınlanmasına şiddetle karşı çıkan grup, İsveçli Spotify sitesi ile anlaşma yaptı. Metallica hayranları, artık grubun 30 yıllık kayıtlarına siteden erişebilecek.

Metallica, 2000 yılında internet üzerinden bedava müzik yüklenmesine olanak sağlayan Napster şirketi hakkında sanat eseri hırsızlığı suçlamasıyla dava açmıştı.

Grubun davulcusu Lars Ulrich, müzik indirme sitelerinin nasıl işlediğini görmek için uzun süre beklediklerini ve müziklerinin Spotify'den yayınlanmasından heyecan duyduklarını söyledi.

Tüm dünyada 20 milyon kullanıcıya sahip Spotify, 2008 yılından bu yana telif sahiplerine 500 milyon dolar ödedi. Sitenin Metallica'ya ne kadar ödediği bilinmiyor.

1981 yılında Los Angeles kentinde kurulan Metallica, bugüne kadar 9 stüdyo ve 3 konser albümü yayınladı. On Grammy ödülü kazanan grup, dünya çapında 100 milyondan fazla albüm sattı.

(dw türkçe)

Levis da Zehir Saçıyor


Zara’yı, kimyasallar kullandığı gerekçesiyle deşifre eden Greenpeace, bu sefer de Levi’s için uyardı. Greenpeace tarafından yapılan açıklamaya göre, Levi’s jean ve t-shirtleri de çevreyi zehirleyen zehirli kimyasallar içeriyor.

Levi’s ile ilgili test sonuçlarını açıklayan Greenpeace, Levi’s’ın tedarikçilerinin atık suları boşalttığı Meksika nehirlerinde zehirli ve hormon dengesini bozan kimyasallar bulduklarını duyurdu ve 501 bin kişinin Levi’s’ı detoksa ikna etmesi için kampanya başlattı.

Yarım milyonun üzerinde kişinin sesini, kimsenin duymamazlık edemeyeceğini belirten Greenpeace, herkesi kampanyaya katılmaya davet ediyor.

Greenpeace açıklamasında “Levi’s’ı, Zara’nın verdiğinden daha iyi bir detoks sözü vermeye ikna edelim. Levi’s’ın yarattığı kirlilik, ulaşmak istediğimiz ‘zehirsiz gelecek’ amacının yolunu tıkamamalı. Biz talep edersek, bu marka çok daha iyisini yapabilir” dendi.

Greenpeace’in girişimiyle, sadece bir hafta içinde 320 binden fazla insan Zara’yı detoks yapmaya çağırmış ve Zara, ürünlerini 7 yıl içinde zehirli kimyasallardan arınacağına söz vermişti.

Kaynak: baskahaber.org

4 Aralık 2012 Salı

RTÜK Simpsons'a Ceza Kesti: Dini Duygulara Hakaret Ediliyor


Radyo Televizyon Üst Kurulu CNBC–e kanalında yayımlanan çizgi dizi 'The Simpsons'a 52 bin 951 lira para cezası kesti.

Başbakan Erdoğan'ın 'Muhteşem Yüzyıl'a dair tartışma yaratan açıklamalarının ardından, bu sefer de, dünyaca ünlü çizgi dizi 'The Simpsons' hedef oldu.

Cezanın gerekçesi olarak dizinin 'dini duygulara hakaret etmesi' gösterildi.

Ünlü animasyon The Simpsons nedeniyle CNBC-e'ye RTÜK tarafından 52 bin 951 lira para cezası verildi.

RTÜK denetçisine göre, "Çizgi filmdeki karakterlerden biri (Homer), bir diğerinin dini inancını kullanarak (Flanders), onu şiddete yöneltiyor, Tanrı'nın olmadığına ilişkin sözler söyleniyor, Tanrı şeytana kahve ikram ederek şeytanın emrindeymiş gibi gösteriliyor, Noel'in alkolizm için iyi bir fırsat olduğu ifade edilerek alkolü özendirici yayın yapılıyor" dedi.

Kaynak: baskahaber.org

2 Aralık 2012 Pazar

Monocle Dergisi'nden 'Yumuşak Güç Ülkeleri' Listesi



Monocle dergisi ülkelerin sosyal bütünlük ve kültürüyle diğer ülkeleri etkileyişini anlatan ‘yumuşak güç’ araştırması yayımladı. İngiltere’nin zirveye oturduğu araştırmada ABD ikinci, Türkiye 20’nci sırada yer aldı 

‘Yumuşak güç’ terimi ilk kez Harvard Üniversitesi profesörü Joseph Nye tarafından ortaya atıldı. 

Dünyanın en önemli iş ve kültür dergilerinden İngiltere merkezli Monocle’ın ülkelerin askeri ve ekonomik değil; sosyal bütünlük ve kültürüyle diğer ülkeleri etkileyişini anlatan ‘yumuşak güç’ araştırmasında ülkelerin diplomatik altyapısı, kültür alanında ortaya koydukları ürünler, eğitim kapasitesi, iş dünyasındaki czibesi, düşünce kuruluşlarının sayısı, internet kullanıcılarının sayısı, son olimpiyatlarda kazanılan ödüller, medyanın gücü gibi alanlar incelendi. 

Giriş bölümünde yumuşak gücün artık Batı’nın tekelinden çıktığı; Türkiye, Brezilya, Çin gibi ülkelerin diplomasilerinin “yumuşak” yanını ön plana çıkardıkları belirtildi. 

Listenin ilk üç ülkesi:

1. İNGİLTERE Dergi İngiltere için “Futboldan pop müzik ve filmlere kadar uzanan alanlarda İngiltere, kendisini çekici ve ihraç edilebilir kılan bir ağırlığa sahip. Arada sırada ülkeye sahip olduklarının bir yumuşak güç açısından ne kadar değerli olduğunun hatırlatılması gerekiyor” yorumunda bulunuyor. 2012 Olimpiyatları’na başkent Londra’nın ev sahipliği yapması ve ünlü yönetmen Danny Boyle’un hazırladığı görkemli açılış töreninin olumlu etki yarattığı belirtiliyor. Harry Potter serisi, James Bond filmeleri, kraliyet ailesi ve bu yıl ilk Grand Slam’ini kazanan tenisçi Andy Murray İngiltere’nin “yumuşak güç” unsurları arasında sayılıyor. 

Sayılarla İngiltere 

Elçilik sayısı: 150 

Turist sayısı: Yılda 29 milyon 

En iyi film festivallerinde yarışan film sayısı: 41 

Yabancı muhabir sayısı: 1,500 

Son yaz ve kış olimpiyatlarındaki madalya sayısı: 66 

Düşünce kuruluşu: 286 

Yabancı öğrenci sayısı: 370 bin 

Yabancı ülkelerde bir numara olan albüm sayısı: 22 

2. ABD Dergi, Barack Obama ve Mitt Romney arasında çekişmeli ve sert geçen başkanlık yarışının ülkenin yumuşak gücüne zarar verdiğini belirtiyor. Ancak NBA basketbol ligi, Taylor Swift gibi pop yıldızları, dünyanın dört bir yanında rekorlar kıran Homeland dizisi ABD’nin eğlence alanındaki yumuşak gücünü sağlam tuttu. 

Sayılarla ABD 

Elçilik sayısı: 169 

Üyesi olduğu uluslararası kuruluşlar: 72 

İmzaladığı çevre anlaşmaları: 23 

En iyi film festivallerinde yarışan film sayısı: 111 

Turist sayısı: Yılda 62 milyon 

Yabancı muhabir sayısı: 2 bin 918 

3. ALMANYA Dergi Almanya’nın Euro Bölgesi krizindeki liderliği ve iş dünyasındaki markaları ile güç kazandığını belirtiyor. Şansölye Angela Merkel, açıkça yetkilerin kendisinde olduğunu göstererek ülkesini risklerden uzak tuttu. Goethe Enstitüsü ve Bundesliga’nın da etkisi önemli. 

Sayılarla Almanya 

Elçilik sayısı: 153 

Turist sayısı: Yılda 28 milyon 

En iyi film festivallerinde yarışan film sayısı: 14 

UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki yer sayısı: 37 

Son yaz ve kış olimpiyatlarındaki madalya sayısı: 74 

Kim hangi sırada? 

1- İngiltere 

2- ABD 

3- Almanya 

4- Fransa 

5- İsveç 

6- Japonya 

7- Danimarka 

8- İsviçre 

9- Avustralya 

10- Kanada 

11- Güney Kore 

12- Norveç 

13- Finlandiya 

14- İtalya 

15- Hollanda 

16- İspanya 

17- Brezilya 

18- Avusturya 

19- Belçika 

20- Türkiye 

21- Yeni Zelanda 

22- Çin 

23- Portekiz 

24- İrlanda 

25- Polonya 

26- Singapur 

27- Meksika 

28- Rusya 

29- İsrail 

30- Tayland 

TÜRKİYE’NİN YUMUŞAK GÜCÜ 

Ekonomi ve diziler etkili 


Monocle’ın geçen seneki listesinde 23’üncü olan Türkiye, bu yıl 20’nci sıraya yükseldi. Türkiye için şu yorum yapıldı: “İstikrarlı yükselişine devam eden Türkiye ilk defa listemizde ilk 20’ye girdi. Yeni üsler arayan küresel şirketler artan şekilde İstanbul'a bakıyor, Türk Havayolları daha maceracı rotalar ekliyor ve ülkenin pembe dizileri Avrupa’da yeni izleyiciler kazanıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’a yönelik büyük planlarının belki hayata geçirilmesi zor olabilir, ancak hırslı olduğu kesin. Gelecek yıllardaki mücadelesi muhafazakar güçlerin Türkiye’nin etkileyici demokratik gelişimi, ekonomik büyümesi ve sosyal liberalizmini engellememesi olacak. Giderek artan şekilde istikrarsızlaşan komşular da sorun olabilir.” 

2012’nin süperstarları 

Monocle, ülkelerin yanı sıra 2012’de dünyayı etkileyen “süperstar”ları da seçti. 

Usain Bolt (Atlet) 

“Dünyanın en hızlı adamı olmak her zaman ünlü olmak anlamına gelmez. Maurice Greene ya da Donovan Bailey’yi hatırlamıyorsunuzdur. Önemli olan Bolt’un rekorları kırıp altın madalyaları alırken gülümsemesi, omuz silkmesi.” 

PSY (Şarkıcı) 

“PSY, Güney Kore’nin imajı için LG plazma televizyonlar ya da Hyundai arabalardan çok daha fazla şey yaptı.” 

Ryan Gosling (Oyuncu) 

“İndie çocukken Hollywood kahramanına dönüşen Gosling, Kanada’nın artistik yeteneklerinin sadece kabare söylemekten ibaret olmadığını gösterdi. Ancak onun Amerikalı olduğunu zannetmiyorsanız.” 

Sofie Grabol (Oyuncu) 

Domuz pastrımasından bu yana Danimarka’nın en başarılı ihracatı. “The Killing” dizisinin yıldızı Danimarka’ya karanlık yüzünü gösteriyor ancak canlandırdığı Sarah Lund karakteri ülkesinin yumuşak gücü için büyük bir atış sağladı. 

Kaynak: Milliyet

1 Aralık 2012 Cumartesi

4. 'Hangi İnsan Hakları?' Film Festivali



Documentarist ekibi tarafından 4 yıldır düzenlenen Hangi İnsan Hakları? Film Festivali, İnsan Hakları Haftası'na denk gelen 8-12 Aralık 2012 tarihlerinde gerçekleşiyor.

Bu yılki ana teması "yaşam hakkı" olarak belirlenen festivalin programında "barınma hakkı", "hayvan hakları", "cinsel haklar" gibi konulara ayrılmış yan bölümler de yer alıyor. 

Festivalde kısa ve uzun metrajlı olmak üzere 40'ı aşkın film seyirciyle buluşacak. 

Liberya'dan Honduras'a, Bosna'dan Hırvatistan'a, Meksika'dan Irak'a, Filistin'den Kamboçya'ya ve Türkiye'ye varan geniş bir coğrafyadan kısacası dünyanın hemen her kıtasından yaşam hakkı ihlaline ve buna dair verilen hak mücadelelerine dair hikayeler bir araya gelecek. 

4. 'Hangi İnsan Hakları?' Film Festivali'nin gösterim ve etkinlikleri SALT Beyoğlu, Aynalıgeçit Salonu, Dutch Chapel ve Tütün Deposu'nda ücretsiz olarak gerçekleşecek.

Ümit Kıvanç'ın Uludere katliamı üzerine gerçekleştirdiği "Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim" adlı belgeselin ilk festival gösterimi, yönetmenin katılımıyla Hangi İnsan Hakları? Film Festivali kapsamında gerçekleşecek. Festivalde ayrıca Roboski'li kurban yakınlarının da katılacağı "Roboski, 1 Yıl Sonra" başlıklı bir panel düzenlenecek.

Veysi Altay'ın 90'lı yıllarda Cizre'de gerçekleşen cinayetleri konu alan "Faili Dewlet", Ersin Çelik'in yine 90'lardaki Lice olaylarını konu ettiği "Gerçekleri Yazdım: Lice Defterleri", Melek Özman ve Filmmor ekibinin bir kadın cinayetine odaklanan filmi "Hani Meral", Emine Emel Balcı'nın Alamancı sorununa başka bir pencereden bakan "Ich Liebe Dich"i, Rezan Yeşilbaş'ın Cannes başta olmak üzere pek çok festivalden ödülle dönen kısa filmi "Sessiz", Türkiye seçkisinin öne çıkan filmleri arasında... 

Festivalin uluslararası bölümlerinde öne çıkan filmler arasında; son yıllarda Filistin üzerine yapılmış en etkili filmlerden "Beş Kırık Kamera", Leningrad Kuşatması'na dair üretilen resmi mitleri yerle bir eden "900 Gün", 70'lerde dünyayı kasıp kavuran devrim rüzgarlarında iki kadın kahramanın ve çocuklarının hikayesi "Devrimin Çocukları", Kamboçya'da Kızıl Kmer dönemini sağ atlatan insanların bu travmayla başetme çabalarını konu alan "Bilmek İstiyoruz", ABD'de 70'lerde şaşaalı bir tanıtım kampanyasıyla lanse edilen TOKİ tarzı bir toplu konut projesinin nasıl hüsranla sonuçlandığını anlatan "Pruit-Igoe Efsanesi: Kentsel Bir Hikaye", otistik bir çocuğun kendi ayakları üzerinde durma çabasını yansıtan "Jeroen Jeroen" gibi önemli belgeseller yer alıyor. 

Uzun ve kısa metrajlı belgesellerden oluşan 40'ı aşkın filmin gösterileceği festivalde, hayvan hakları, insanın barınma hakkı ve cinsel haklar gibi konulara dair önemli filmler de yer alıyor. 

Türkiye'deki hak ihlallerine dair belgesellerden oluşan geniş bir seçkinin de sunulacağı programda; atölye, tiyatro, sergi, panel ve söyleşi gibi pek çok yan etkinlik de gerçekleştirilecek. 

Festival haftasında kadınlarla "kürtaj hakkı" konulu bir Forum Tiyatro'nun yanısıra, Türkiye'den ve Yunanistan'dan eğitmenlerle video-eylemin teorik ve pratik yapısına ilişkin konuların tartışılıp paylaşılacağı 3 günlük bir video-eylem atölyesi düzenlenecek. 

Hangi İnsan Hakları? Film Festivali ayrıca bu sene demir parmaklıkların arkasına taşınıyor; Maltepe Çocuk ve Gençlik Cezaevi'nde iki gün süren bir insan hakları şenliği gerçekleşecek. 

Son olarak, festivalden bir seçki 14-16 Aralık tarihlerinde Diyarbakır'a taşınacak. Geçen yılki depremden beri festival ekibi tarafından Van'da ve köylerinde çocuklarla gerçekleştirilen atölyeler de festivalin hemen ardından yeni bi programla devam edecek. 

Hollanda İstanbul Başkonsolosluğu, İsveç İstanbul Başkonsolosluğu, SALT ve Anadolu Kültür'ün işbirliği ile pek çok kurumun desteğiyle gerçekleşen festivalin 8-12 Aralık 2012 tarihleri arasında SALT Beyoğlu, Aynalıgeçit Etkinlik Mekanı, Dutch Chapel ve Tütün Deposu'nda yer alacak tüm gösterim ve etkinlikleri ücretsiz. 

Detaylı bilgi için: www.hihff.org

Kaynak: baskahaber.org

23 Kasım 2012 Cuma

Bir Sezay Özbal Fotoğrafı



1991 Körfez Savaşı’nın ardından Kuzey Irak’taki Kürt’lerin büyük bir kısmı Saddam’ın zulmünden kaçmak üzere göç yollarına düştü.
Bu fotoğraf, Kürt Göçü’nü fotoğraflamak için bölgede gazetecilik yapan Sezay Özbal’a ait.
Daha genç yaşlarımda -şu an utandığım bir konformizm ile- zor yaşam koşulları içerisindeki insanların neden çok çocuk sahibi olduğunu sorgulardım.
Zaman içerisinde görüşlerim değişti.
Misal, bu insanlar zorunlu göçlerinden önce de huzur içerisinde yaşamıyorlardı.
Diktatörlükle yönetilen bir ülkede, yatırım yapılmayan bir yörenin, iş ve eğitim olanaklarından uzak hayatlar süren insanlarıydı her biri.
Hasbelkader dünyanın savaş ve açlığın kol gezmediği bir köşesinde, temel yaşam özgürlükleri elinden alınmış bir azınlık yerine statükonun sırtını yasladığı bir çoğunluğun parçası olarak dünyaya gelmiş talihli bireyler için “yaşıyor olma deneyiminin” mükafatı, birçok kaynaktan temin edilebilen, neredeyse rutin bir keyif.
Fakat bu fotoğrafta izlediğiniz insanların yaşamlarına anlam katmak için yapabildikleri tek şeyi yapıyor olmalarına burun kıvırmak, şüphesiz son derece haksız bir tavır.
Sezay Özbal’ın fotoğrafı benim için fakirliğin ve çaresizliğin hakim olduğu coğrafyalarda nüfus artışının daha hızlı olmasının nedenlerine dair önemli ipuçları barındırıyor.
Kaynak: Murat Eren

22 Kasım 2012 Perşembe

Yazar Sevgi Soysal'ın Ölümünün 36. Yıldönümü


Yazar Sevgi Soysal'ın ölümünün 36. yıldönümü.

Sevgi Soysal 30 Eylül 1936'da İstanbul'da doğdu. Aslen Selanikli mimar-bürokrat bir babayla Alman bir annenin altı çocuğundan üçüncüsü olarak büyüyen Sevgi Yenen, 1952'de Ankara Kız Lisesi'ni bitirdi. Bir süre Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde arkeoloji okudu. 1956 yılında şair ve çevirmen Özdemir Nutku ile evlendi, birlikte Almanya'ya gittiler. Göttingen Üniversitesi'nde arkeoloji ve tiyatro dersleri izledi (1956-57). 1958'de Türkiye'ye döndü ve Korkut adını verdikleri bir oğlu oldu. Ankara'da Alman Kültür Merkezi ve İrtibat Bürosu'nda ve Ankara Radyosu'nda çalıştı (1960-61). Bu dönemde, toplum karşısında bireyin tedirginliğini öne çıkaran "yeni gerçeklik" akımından izler taşıyan öykü ve yazıları Dost, Yelken, Ataç, Yeditepe ve Değişim dergilerinde yayımlandı. (1960-64).

1961’de Ankara Meydan Sahnesi'nde Haldun Dormen'in yönettiği "Zafer Madalyası" adlı oyunda tek kadın rolünü oynadı. İlk öykü kitabı "Tutkulu Perçem" 1962 yılında yayımlandı. "Zafer Madalyası" oyununda tanıştığı Başar Sabuncu ile evlendi (1965). Aynı yıl TRT'de program uzmanı olarak çalışmaya başladı. 1965-69 yılları arasında Papirüs ve Yeni Dergi'de öyküleri yayımlandı. Bu arada tezini vererek arkeoloji diplomasını aldı. Teyzesi Rosel'in kişiliğinden yola çıkarak, birbirine bağlı öykülerden oluşan "Tante Rosa"yı yazdı (1968). Kadın-erkek ilişkisi ve evlilik temasını işlediği ilk romanı "Yürümek"le (1970) TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü'nü kazandı.

12 Mart, Sevgi Soysal'ın hayatı ve yazarlığı üzerinde derin izler bırakan bir dönem oldu.

"Yürümek" müstehcenlik gerekçesiyle toplatıldı ve Sevgi Soysal, kısa bir tutukluluk ardından TRT'den ayrılmak zorunda kaldı. Anayasa profesörü Mümtaz Soysal'la, Soysal'ın kömünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklu kaldığı Mamak Cezaevi'nde evlendi. Siyasal nedenlerle tekrar tutuklandı ve sekiz ay Yıldırım Bölge'de, iki buçuk ay da sürgüne gönderildiği Adana'da kaldı. Cezaevinde yazdığı "Yenişehir'de Bir Öğle Vakti" adlı romanıyla 1974 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazandı. Kızları Defne Aralık 1973'te, Funda ise Mart 1975'te doğdu. Adana'da sürgünde bulunan bir kadının başından geçen olaylar etrafında 12 Mart'ı eleştirdiği romanı "Şafak", 1975'te yayımlandı. Bu dönemde Anka Haber Ajansı ve Sosyalist Kültür Derneği'nin kuruluşunda rol aldı. Politika gazetesinde tefrika edilen cezaevi anıları Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu başlığıyla kitaplaştırıldı (1976).

Yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle 1975 sonbaharında bir göğsü alındı. Hastalık izlenimlerini ve 12 Mart sonrası değişimi anlatan öykülerini topladığı "Barış Adlı Çocuk" 1976'da yayımlandı. Eylül 1976'da bir ameliyat daha geçirdi ve tedavi için eşiyle birlikte Londra'ya gitti. Üzerinde çalıştığı son romanı "Hoşgeldin Ölüm"ü tamamlayamadan 22 Kasım 1976'da İstanbul'da öldü. Yeni Ortam ve Politika gazetelerine yazdığı yazılar, "Bakmak" (1977) adlı kitapta toplandı.


Kaynak: baskahaber.org