23 Temmuz 2013 Salı

Amy Winehouse'dan

Amy Winehouse'u aramızdan ayrılışının ikinci yılında saygıyla anıyoruz....

"Berbat bir barda, iyi bir şarkıcıyım.
“Öyleyse burada ne işin var?” diyorsunuz.
Siz hayatınızın nabzına yakın durmaz mısınız?
Burada pezevenkler bile biraz daha mert dışarıdakilerden.
Orospuları biraz daha kadın sokaktakilerden.
Gözleri buz gibi, buzculuk yapan çocuğun.
Annesiyle babasını gözünün önünde kesmişler.
Sigara kullanmıyor, jilet atanları anlamıyor.
Elleri tertemiz, arasıra arkamda gitar çalıyor.
Buradayım, kirlenmesin diye şarkılarım.

Adım Amy.
Hayatı kötüye kullanan bir kızım.

Kendilerini iyi göstermek için şeytanı kötü gösterenlere kızgınım.
Bana “iyi ol” demeyin, meleklerin vurulduğunu bilmiyor musunuz?
Burada herkes biraz daha bilincinde uykunun.
Yastıklar yumuşak, pencerem yıldızlara bakıyor.
Buradayım, yalan olmasın diye söylediklerim.

Adım Amy.
Hayatın kötüye kullandığı bir kızım."

Amy Winehouse

Roger Waters'ın 'The Wall' Gösterisinde Menderes, Mumcu ve Dink'in Fotoğrafları Yansıtılacak


Pink Floyd'un eski bassisti ve "The Wall"un yaratıcılarından Roger Waters'ın İstanbul'da sergileyeceği performansta Adnan Menderes, Uğur Mumcu ve Hrant Dink’e ait fotoğraflar 120 metrelik ‘duvar’a yansıyacak

Roger Waters, görsel şovları, sahneye kurulan 120 metrelik duvarı ile dikkat çeken ve dünyanın en büyük prodüksiyonlarından biri olarak kabul edilen ‘The Wall’ adlı sahne gösterisiyle 4 Ağustos’ta İstanbul’da olacak.

‘The Wall’ turnesinde, gösterinin bir parçası olarak Berlin duvarını temsil eden 120 metrelik duvara görüntüler ve dünyanın akışını değiştiren isimlerin, insan hakları savunucularının fotoğrafları yansıtılıyor.

Waters’ın 4 ağustosta İstanbul İTÜ Arena’da gerçekleşek olan konserinde 120 metrelik duvara yansıyacak görüntüler arasında 17 Eylül 1961’de idam edilen başbakan Adnan Menderes, 24 Ocak 1993’te bombalı suikast sonucu hayatını kaybeden gazeteci Uğur Mumcu ve 19 Ocak 2007’de silahlı suikaste kurban giden gazeteci Hrant Dink’in fotoğrafları da yer alacak.



Şovda, duvara yansıtılan ilk isim Waters’ın, 1944’te 2. Dünya Savaşı sırasında şehit düşen babası Eric Fletcher Waters‘ın fotoğrafı. Devamında ise 2007 yılında İran’da yapılan protestolarda öldürülen Nida Ağa Sultan, 2011 yılında Bağdat’ta bombalama sonucu ölen 9 yaşındaki A. Kinani’nin de aralarında bulunduğu isimlerin görüntüleri duvara yansıtılıyor.

199. kez sahnelenecek

Waters’ın kurucularından olduğu progresif rock grubu Pink Floyd’un 1979 yılının sonunda çıkardığı "The Wall", konusu ve içerdiği fikirler açısından dünyanın en önemli rock konsept albümlerinden biri olurken, bugünkü şova kaynaklık eden ilk "The Wall" konseri, 1991’de Berlin konserinde sergilendi.

Pink isimli bir rock yıldızının, 2. Dünya Savaşı sırasındaki doğumundan itibaren kendini yalnızlaştırmasını, etrafından uzaklaşmasını, "bir duvar örmesini" anlatan albüm, tüm zamanların en ilham veren çalışmalarından biri oldu. 2010’dan bu yana dünyayı gezen Roger Waters ile ‘The Wall’ turnesi, BKM-GNL işbirliği ile 4 Ağustos’ta 199. kez sahnelenecek.

(Milliyet Sanat)

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Roger Waters THE WALL Konserine İlişkin Detaylar

 
 
 
 
Dünyanın en büyük rock grubu kabul edilen Pink Floyd'un başyapıtlarından "The Wall", sosyal, politik ve bireysel anlamda kitleleri etki altında bırakması açısından müzik tarihinin en önemli albümlerinden biri. Roger Waters, uzun zamandır sürdürdüğü "The Wall" turnesini 4 Ağustos'ta  İstanbul'a da taşıyacak ve albümdeki şarkılar görkemli bir şov eşliğinde baştan sona çalınacak. (Ben bu turnenin New York ayağını 3 yıl önce izleyip yazmıştım. Okumak isteyenler için link: http://zulalmuzik.blogspot.com/2010/10/yikilsin-butun-duvarlar.html)

The Wall turnesi, şimdiye kadar gerçekleştirdiği 192 konserle, 380 milyon dolar bilet satış elde etti ve 28 ülkede 3,3 milyon kişiye ulaştı ve aynı zamanda 2012 yılının en çok hasılat yapan turnesi oldu.  Waters kendi deyimiyle hala şu sorunun cevabının peşinde: “Kültürümüzün iletişim teknolojileri, birbirimizi daha iyi anlamamıza yardımcı mı oluyor yoksa bizi birbirimizden koparak ayırıyor mu?"

Aşağıda turnenin prodüksiyonu ve şovla ilgili bazı rakamsal veriler var. İlgilenenler için paylaşıyorum.
-The Wall için kurulan sahne ülkemizde gerçekleşen Madonna ve Red Hot Chili Peppers konserlerinde kurulan 2 sahnenin toplamı büyüklüğünde. Dünyada bugüne kadar kurulmuş en büyük sahne olarak kayıtlara geçti.

-The Wall şovunda kullanılan projeksiyon, dünyanın en büyük yıldızlarının kullandığı projeksiyonun tam olarak 6 katı büyüklüğünde. 120 metre olarak dünyada bir konserde görülen en büyük projeksiyon duvarı olarak rekor kitabına girdi.

-The Wall için kurulacak sahnenin prodüksiyonunda toplam 270 kişi çalışıyor.

-The Wall için kurulan sahne ve prodüksiyon malzemesini yurtdışından ülkemize getirecek tırlar arka arkaya dizildiğinde uzunlukları Boğaz Köprüsü’nü 2 kez dönebiliyor.

-The Wall sahnesinin kurulumunda 8 vinç, 12 fork lift ve 4 kamyon kullanılıyor.
Daha önce yine Roger Waters’ın kullandığı ve dünyada ilk kez uygulanan surround sistemi bu konserde de kullanılacak. Konsere katılacak seyirciler stadın hangi noktasında olursa olsun, sanki evlerinin salonunda bulunun 5+1 sinema sistemi gibi ses kalitesiyle konseri izleyebilecekler. Konserin tamamında kullanılan  hoparlör sayısı dünya yıldızlarının statlarda kullandığı hoparlör sayısının neredeyse 3 katı.

-Sahnenin toplam ağırlığı 140 ton.

-The Wall konserinde kurulacak duvarda kullanılan büyük tuğlalar, yaklaşık olarak iki binanın yapımında kullanılan tuğlalarının sayısıyla eşit durumda.

-Turne boyunca kullanılan tuğlalar geri dönüşümlü. Bunlar turne sonunda farklı şeyler için kullanılacak.

-Duvar, yurtdışından gelen 14 ve yurtiçinden 10 olmak üzere toplam 24 mühendis tarafından kurulacak.

-Sahnede toplam 65 elektrikli motor kullanılıyor. Normal konserlerde bu sayı 20 civarında.

-The Wall konserinde kullanılacak kabloları birbirine bağladığınızda uzunlukları Taksim meydanından Tuzla’ya ulaşabiliyor.

-Sahnede toplam 140 ışık robotu kullanılıyor.

-Surround sistemini kontrol eden ses masalarında toplam 12 ses mühendisi çalışıyor.

-Sahne ışıkları toplam 8 ışık mühendisi tarafından kontrol ediliyor.

-The Wall konseri esnasında ateşli gösteriler / havai fişek toplam 6 kişi tarafından gerçekleştiriliyor.

-Şovun çeşitli bölümlerinde ortaya çıkacak kuklaların boyutu 12 ile 20 metre arasında değişiyor.

-Kullanılacak elektrik gücü, bir mahallenin  gün boyunca kullandığı elektrik enerjisine denk geliyor.

-2,5 senedir yapılan dünya turnesinde, tüm dünyadan haksız yere hayatını kaybeden insanların fotoğrafları dönmektedir. Aralarında Türkiye’den de 3 isim yer alıyor: Adnan Menderes, Hrant Dink ve Uğur Mumcu.

-Konser için yurtdışından İran, Belarus, Kanada, Mısır, Gürcistan, İngiltere, Kuveyt, Lübnan, Hollanda, Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri, Amerika gibi ülkelerden çok sayıda bilet satışı oldu.

-The Wall konserinde, Madonna konserinin neredeyse 2 katı kadar tır kullanılıyor.

Yazı: Zülal Kalkandelon

The Wall'u neden izlemek lazım?

“The Wall”u neden izlemek lazım?
Roger Waters’ın “The Wall” turnesi kapsamında 4 Ağustos’ta İstanbul’da vereceği konser, sadece bir konser değil. Waters’ın deyişiyle Picasso için Guernica neyse, kendisi için de bu prodüksiyon o.
 
Roger Waters: “The Wall orta yaşlı, aksi bir adamın bunalımlarından doğdu. Yıllar sonra onu daha politik ve evrensel mesajlar içeren bir hale getirmeye çalıştım.”

Efendim Roger Waters, hatırlarsanız bir büyük yazarımızla görüşmüş, bu “muhteşem” zirvede biz yazarımızın kitaplarını tekrardan tanıma şansına erişmiş, öte yandan Waters’ın gençliğinde Türkiye’yi gezerken Konya’da bir geneleve gittiğine dair önemli bulgulara ulaşmıştık. “The Wall” turnesi hakkında faydalı bilgilerle dolu bu röportaj kadar olmaz elbet ama ben de size bir iki bilgi vermek isterim.

Bir kere bu bir Roger Waters konseri değil. Yani sadece bir konser değil bir sahne gösterisi. Roger Waters’ın üzerinde yıllarca çalıştığı ve ilk başladığı 2010’dan bu yana da ufak tefek değişikliklerle mükemmelleştirdiği bir prodüksiyon. Waters, bir anlamda “The Wall” filmini kendince güncelleyerek sahneye koyuyor.

“Direnişiniz hepimiz için bir dönüm noktası olabilir”


“The Wall”da anlatılanlar hem çok şahsi hem de çok geneldir. Çocukluktan, aileden, aile kurumundan, savaştan, kapitalist sistemden, siyasetin yozlaşmasından eğitim sistemine kadar her şeyi didikler, eleştirir “The Wall”. O bakımdan da hiç güncelliğini yitirmez. Savaş desen her dakika savaş var. İnsanlar her dakika ölüyor, siyaset çoğu zaman yoz, eğitim hep sorunlu, birileri birilerini kendi bildiği, istediği gibi yaşamaya zorluyor her zaman ve dünyanın her yerinde. Yani tarih bizi yanıltmıyor. Bu bakımdan “The Wall”da kah Irak, kah Gazze, kah Güney Amerika, kah Uzakdoğu işin içine giriyor. Nerede bir sıkıntı ve hak mücadelesi varsa Waters illa ona değiniyor ve bir şarkıda ona gönderme yapıyor.

Şimdi diyeceksiniz ki Gezi olayları da bu tabloda olacak mı? Bunun yanıtını bulmak için Waters’ın 4 Haziran tarihli Gezi açıklamasına bakalım:

“Ne zaman bir adam ya da kadın ya da bir çocuk sokağa çıksa ve kendi geleceğine yön vermek için, demokrasi için, özgürlük için insan haklarını savunsa, dünyanın geri kalanı ona borçlanır. Su ateşinin karşısında, gaz bulutunun içinde sizinle fiziksel olarak bir arada değiliz ama kalbimiz sizinle. Direnişinizi alkışlıyoruz çünkü biliyoruz ki kolay değil. Büyük ülkeniz Batı’yla Doğu arasında bir geçit. İstanbul uygarlık tarihinde efsane. Direnişiniz hepimiz için bir dönüm noktası olabilir, bizi karanlık çağlardan döndürebilir.”

Bence Waters bir noktada değinecek Gezi ruhuna. Ve Waters etik açıdan o kadar sağlam bir yerde duruyor ki,
“dış mihrak bunlar”cıları da işlevsizleştiriyor. Sanatçıların Gazze’ye abluka uygulayan İsrail’i boykot etmesi için çağrı yapan, Gazze’de konser vererek duvarın yıkılmasına dikkat çekmek için yıllardır uğraşan biri Waters. Bu anlamda konserin bir ayin ya da dev bir protesto gösterisi gibi geçeceğini söyleyebiliriz.

Duvarlar yıkılır mı?

Şu ana kadar pek çok dev prodüksiyon/konser izledik.
“The Wall”, içinde taş vücutlu dansçıların olduğu ve genellikle cinsellik pompalanan standart Amerikan şovlarından farklı. Burada teknoloji ve bütçe, iyi müzik, şahane filmler ve animasyonlar, dev gibi bir duvar için bir araya geliyor. Bütün bunlar ustaca “The Wall” çatısı altında bir bütünlük oluşturacak şekilde tasarlanmış.

Waters şöyle diyor: “The Wall orta yaşlı aksi bir adamın bunalımlarından doğdu. Yıllar sonra onu daha politik ve evrensel mesajlar içeren bir hale getirmeye çalıştım.

‘The Wall’ artık beni dünyadan ayıran duvara dair değil, insanları birbirinden ayıran duvarlara dair bir gösteri.”

Bizi ayıran duvarlar yıkılır mı, yıkılırsa altında kimler kalır, duvarsız hayat mümkün mü? Bunlar iddialı sorular. Yanıtlarını “The Wall” konserinde bulamayabiliriz ama kafamızda bir ışık yanabilir belki. O zamana kadar duvarsız bir dünya özlemekten ve bunun için uğraşmaktan başka çaremiz var mı? Dedim ya “The Wall” turnesi bir Roger Waters konseri değil. Hep birlikte izleyip göreceğiz zaten.
Mehmet Tez - milliyet.com.tr

Roger Waters "The Wall" Basın Toplantısı


Roger Waters - The Wall Turnesi


The Wall nedir, neyi anlatır?

The Wall Nedir? Ne Anlatır?


The Wall Nedir? Ne Anlatır?

Roger Waters’ın 2013 Ağustos ayınıda ülkemizde de sergileyeceği büyük The Wall albümü ve şovu öncesi bilgi sahibi olmak için bazı temel bilgileri toplamaya çalıştım. Albüm hakkında daha önce hiç düşünmemiş veya pek bilgisi olmayan genç dinleyicileri hedeflemektedir.
 

The Wall Nedir?

Pink Floyd’un 1979 sonunda çıkardığı The Wall albümü konusu ve içerdiği fikirler açısından dünyanın en büyük rock konsept albümlerindendir. Müziğinin yanı sıra sözleriyle de çok ciddi ve anlamlı bir albüm kapağıpahikayeyi anlatır.
 

The Wall Ne Anlatır?

The Wall albümünün en genel olarak konusu bireyin yaşam koşullarının neticesinde kendisine, çevresine ve dünyaya yabancılaşmasını anlatır ve bunun en büyük nedenine vurgu yapar: İletişimsizlik. Mesela Hey You ile. Hayatta yaşanılan tüm sorunları bir tuğla metaforu ile tümünün neticede insanı çevresinden koparıp yalnızlığa iten bir duvarların örülmesi benzetmesi yapılır.
Bunun yanında albümden çıkarılabilecek pek çok sonuçtan biri de hayatta kendinize yaptıklarınızın neticede başkalarını da etkileyeceğine vurgu yapar.
Tabi ki şarkılarda ve albümün bütününde insan hayatının evrelerinde karşılaştığı eğitim sistemleri, kadın erkek diyaloğu, radikalizim, yalnızlık, savaş ve çevresel etkenler gibi insan hayatı ve psikolojisiyle doğrudan veya dolaylı ilgisi bulunan pek çok konu hakkında da ciddi eleştiriler ve vurgular yer alır. Sadecel bir albüm olmasının ötesinde müzikal bir manifestodur.
Yazıldığı yıllarda Roger Waters kendi kişisel yaşantısından hareketle bir kısmını Syd Barrett, bir kısmını ise rock’n'roll dünyasındakilerin yaşamlarından esinlenerek oluşturduysa da 2010 yılında başlayan The Wall showlarına kişisel insan korkuları konusunu ülkeler ve devletler arası korkular ve iletişimsizlikler konusuna dönüştürmüş, savaş karşıtı bir söylem haline getirmiştir.
Albümde Pink olarak adlandırılan kahramanın öznesinde, filmde Bob Geldof’un canlandırdığı karakteri konserlerde Roger Waters kendisi oynar.

The Wall Live

Pink Floyd’un basçısı, vokalistlerinden biri ve söz yazarı olan Roger Waters tarafından tüm dünyada gerçekleştirilen konser turnesidir.  İlk olarak Pink Floyd tarafından bütünüyle 1980-81 yılları arasında 17 defa sahnelendi. Daha sonra 21 Temmuz 1990 tarihinde Berlin Duvarı’nın yıkılışı sebebiyle bir kez daha ve çok daha büyük ölçülerde Berlin’de Roger Waters ve pek çok sanatçının katılımıyla yeniden sergilendi.  Bu güne kadar yapılmış en etkileyici ve karmaşık rock konseri olarak değerlendirilmektedir. 2010 yılında Waters tarafından yeniden sahnelenmesi 60 milyon dolar’a (yaklaşık 110 milyon TL) mal olmuştur. Amerika’daki ilk ayağının 56 konserdeki toplam gelirleri 89.5 milyon dolardan (160 milyon TL) fazladır. 2010 yılının Amerikadaki ikinci büyük, dünyadaki 6. büyük kazancı olmuştur.
Turne 15 Eylül 2010 da Toronto’da başlamış daha sonra Kuzey Amerika’ya uzanıp 21 Aralık 2010′da Mexico City’de bitmişti. Daha sonra Avrupa’ya taşınan turne 21 Mart 2011 12 Temmuz 2011 tarihleri arasında sahnelendi. 2012 başlarında Avustralya’ya, ilkbaharda da Güney Amerika’da sergilendi. 2012 yazında tekrar Amerika’ya döndüğünde ise başladığından çok daha büyük ölçülere yükseltilmişti. Şov 2013 yılında son kez Avrupada sergilenecek.

“Another Brick In The Wall Part 2″ de Gerçekten Okullara, Hocalara Karşı Yazılmış Bir Şarkı mıdır?

Hayır! Şarkı belli eğitim sistemlerinde ve özelde yönetici ve öğretmenlerin, öğrencilerin yeteneklerini, kapasitelerini, yaratıcıklarını ve kişiliklerini hiç dikkate almayarak onları isimsiz, sessiz sıradan insanlar yapmalarına karşı yazılmış bir şarkıdır.
The Wall filminin bu sahnesinde olduğu gibi şiir yazan öğrenciyi sınıfta aşağılayan öğretmen benzetmesi buna örnektir.

Albümdeki Resim ve İmajlar Ne Anlam Taşıyor?

Albümde ve filmde yer alan pek çok imaj bulunuyor ve pek çok kişi de tüm hikayeyi öğrenmenin yanında bunların anlamlarını merak ederler.
çekiçlerTuğlalar: Bireyin yaşamda karşılaştığı tüm sorunlar, engeller, kurallar, acılar bir tuğlaya benzetilir sonuçta hepsinin birleşimiyle bir duvar örülecektir.
Çekiçler: İnsan topluluklarını şekillendiren otoriter, despot, yapıcı ancak öte yandan ironik olarak yıkıcı güçlerin temsilidir. Bu açıdan gücü temsil eder. Yönetimlerin de, duvarı yıkma için başkaldıranların da kullandığı bir araçtır güç yani çekiç.
Beyaz/Kırmızı Çekiç Arması: Her ne kadar bunu Zonguldakspor kendi armalarından çalınma olarak nitelendirse de bu aslında beyaz masumiyet simgesiyle kırmızı kan karışımından oluşan pembe (Pink) rengi özelinde diktatoryal eğilimleri simgeler.
Göz ve Ağzı Olmayan Yüzler: Ülkelerin eğitim sistemlerinde kişilik ve karakterleri özelliklerini yitirerek tek bir tornadan çıkmış gibi ses çıkarmayan ve görmeyen sessiz çoğunlukları ifade eden topluluklar, gençler, öğrenciler simgeleniyor.
Solucanlar: Sistemin, insanın veya beynin çöküşü kendini yiyişi. Hikayede (ve tabi çoğu zaman gerçekte) insanın yanlızlaşması onu fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duygusal açıdan beyin ölümüne sürükleme benzetmesine yol açıyor. Hey You ve Waiting For The Worms parçalarında görüntüye gelir.
 Çiçeklerin Savaşı: Kahramanın ve insanların hayatlarında yaşadığı cinsler arası mücadeleler, ilişkiler simgelenerek savaşan iki biri erkek biri dişi iki çiçekle simglenir.
 
 
 Akrep :Akrep’e benzetilen hikaye kahramanının onu aldatan anlayışsız karısıdır. Konserde bunu One of My Turns de yeşil bir kukla olarak duvarın üstünden sarkıtılır.
 
 
 Anne: Albümde anne yalnızlaşmanın etkenlerinden biri olarak duvardaki bir başka tuğla olarak tasvir edilir. Çocuğunu dış dünyadan korumaya çalışan anne figüründe Mother parçasında şişme balon olarak görünür.
 
Öğretmen: Açıkça kalıplaşmış tek tip insan yaratmayı hedefleyen öğretmen yapısına eleştiri olarak simgelenen büyük balon kuklayı Another Brick In The Wall’da izleriz. Sınıfta öğrencileri küçük düşüren, onlara kendi yeteneklerini geliştirme fırsatı vermeyip tek bir tornadan çıkmış görüntüsü kazandırmaya çalışan öğretmenler kastedilir.
 
Yargıç: Albümün en son bölümü Trial’de kahramanın iç hesaplaşmasının karar mekanizmasını temsil eden yargıç dev bir kıç görünümünde Gerald Scarfe’ın çizgi filmiyle sahnelenir.
 
 
 
Savcı:Trial başlangıcında Roger Waters’ın tiz sesiyle savcının Pink için geçmişinde yaşadığı ve yalnızlaşmasına neden olaylar hicvedilerek suçlamaları  sıralar.
 
 
Domuz: 1977 yılında çıkan Animals albümünden sonra kapakta fabrika üstünde uçan domuz Pink Floyd’un simglerinden biri haline geldi. Albümün temasındaki kapitalist sömürgecileri simgeler. The Wall konserlerinde seyircilerin üzerinde büyük bir şişme balon olarak uçurulur.
 
The Wall show ve Uğur MumcuGösterinin çeşitli bölümlerinde duvardaki her bir tuğlaya yansıtılacak fotoğraflar, turne başlamadan önce Roger Waters’ın sitesine savaşlar ve çatışmalar sırasında yakınlarını kaybedenler tarafından gönderilen gerçek kişilerdir. Türkiye’den de Uğur Mumcu ve Adnan Menderes ve Hırant Dink yer almaktadır.
 
Solucanlar: Sistem tarafından üretilmiş, kulağı, gözü ve ağzı olmayan, yaratıcı yetenekleri ve şahsiyetleri eğitim sistemi ve despot yönetimler tarafından yok edilmiş insanları sembolize eder. Ülkenin bir nevi çürümesinin de sembolüdürler. Okullarda despot hocalar tarafından aşağılanarak kişiliklerini yitiren öğrenciler sisteme itiraz edemeyen soluncanlar haline dönüştürülürler.
 

Pink Floyd Irkçı/Neo Nazi Grubu mudur?

Kesinlikle hayır. Aksine albümde anlatılmak istenen yanlızlaşma, kendini soyutlamanın insanı giderek içe kapalı dışarıya düşman bir nevi faşist yapıya dönüşeceğini anlatarak büyük bir eleştiri getirmektedir. Duvarların insanları daha çok savaşlara sürükleyeceğini öngürür.

Albüm Pink Floyd’un Neden Roger Waters Bu Kadar Önde?

Genel olarak zaten 1973 yılından itibaren grupta lider olarak ön plana çıkmaya başlamıştı ancak özellikle The Wall albümü büyük oranda Roger Waters’a aittir. Hikayesi, fikri ve bestelerin de büyük çoğunluğu Waters tarafından yapılmıştır. Sadece Young Lust, Comfortably Numb, Run Like Hell’i David Gilmour, The Trial’i ise Bob Ezrin ile birlikte besteledi.

Kimler Çalıyor?

Ekipte yer alan gitarist Snowy White, 1970li yıllar boyunca Pink Floyd ile birlikte turnelerde yer alan eski bir gitarist. 1980-81′deki orjinal konserlerde de sahnedeydi. Diğer gitarist Dave Kilminster ise Pink Floyd’un efsane gitarist’i David Gilmour’a çalış tekniği olarak en yakın gitarist sayılabilir. 2000li yılların ortasından itibaren Roger Waters ekibinde yer almış 2006′daki konserde Türkiye’ye de gelmişti. Davulda yer alan Graham Broad 1987 yılındaki Waters albümü Radio KAOS’dan bu yana sanatçıyla çalışmakta.
 
Kaynak: pinkfloydturk.net

19 Temmuz 2013 Cuma

Yazar Leyla Erbil Hayata Veda Etti


Balat Hastahanesi'nde yoğun bakımda olan edebiyatçı, yazar Leyla Erbil 82 yaşında hayata gözlerini yumdu. Erbil'in cenazesi Levent Camii'nden kalkacak.

Hayat hikayesi
Leyla Erbil 1931 yılında İstanbul'da doğdu.

Orta sınıf ailenin üç kız kardeşten ortancası. İlk, orta ve liseyi İstanbul okullarında okudu. İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Edebiyatı bölümünde eğitim gördü. Son sınıfta ayrıldı. Çeşitli işlerde çalıştı. Evlenerek bir süre Ankara ve İzmir'de oturdu. 1961 de İstanbul'a döndü. Halen İstanbul'da yaşıyor. Evli ve bir kızı var (Fatoş Erbil-Pınar).

Yazarlığa hikâyeyle başladı. İlk yayınlanan hikâyesi Uğraşsız'dır; (Seçilmiş Hikayeler Dergisi, 1956 Ankara) Giderek Dost, Yeni Ufuklar, Yeditepe, Ataç, Papirus, Yelken vb Edebiyat Dergilerinde yazı ve hikâyeleri göründü.

Erbil, kendinden önce yerleşmiş olan yazın akımlarına bağlı kalmadı; roman, hikâye ve düz yazı metinlerinde Ortodoks Marxçıların karşısında yer almasıyla tanındı.

Psikanilizin özgürleştirici yöntemlerinden yararlanarak, dinin, ailenin, okulun, toplumsalın ürettiği tabularla dolu ideolojilere karşı 1956'da başlayan mücadelesini dilin oturmuş kelime hazinesi ve söz dizimi kuralarını değiştirme çabasıyla sürdürdü. Yeni bir biçim ve biçem geliştirdi. Başlıca düşünce kaynakları Marx ve Freud olarak belirtildi.

Leyla Erbil, 1970 Türkiye Sanatçılar Birliği, 1974 Türkiye Yazarlar Sendikası kurucularından olup, PEN Yazarlar Derneği üyesidir.

1961'lerde Türkiye İşçi Partisi üyesi olan Erbil, Türkiye İşçi Partisi'in Sanat ve Kültür Bürosu'nda görev almıştır.

1979'da çağrılı olarak gittiği ABD'de kendisine, Iowa Üniversitesi Onur üyeliği verilmiştir.

Edebiyat Ödüllerine katılmayan Erbil, 2000- 2001 yılı Ankara Edebiyatçılar Derneği Onur Ödüllerini kabul etmiş, 2002 yılında ise, PEN Yazarlar Derneği tarafından Nobel Edebiyat Ödülü'ne ülkemizden ilk kadın yazar adayı olarak gösterilirken, "Türk dili ve edebiyata egemenliği, aynı, zamanda insana, hayata ve dünyaya karşı sorumlu aydın tavrı" vurgulanmıştır.

Kitapları
Öykü

Hallaç (1961)
Gecede (1968)
Eski Sevgili (1977)

Roman

Tuhaf Bir Kadın (1971)
Karanlığın Günü (1985)
Mektup Aşkları (1988)
Cüce (2001)
Üç Başlı Ejderha (2005)
Kalan (2011)
Tuhaf Bir Erkek (2013)

Diğer eserleri

Tezer Özlü'den Leylâ Erbil'e Mektuplar (1995)
Düşler Öyküler (1997)
Zihin Kuşları (1998)

(wikipedia'dan alınmıştır)