8 Ekim 2012 Pazartesi

Parfümün Dansı’nın yaratıcısı Tom Robbins’ten yazarlık dersi: Delireceksiniz!

Parfümün Dansı. 
Kovboy Kızlar da Hüzünlenir. 
Dur Bir Mola Ver. 
Sıcak Ülkelerden Dönen Vahşi Sakatlar. 
Ağaçkakan. 
Villa Meçhul. 

Biyografisinde aktarıldığına göre bütün bu romanların şahane yazarı Tom Robbins’in çalışma stili şuymuş: “Bir romana başladığında işler şöyle gelişir: Önce bir cümle yazar. sonra onu tekrar ve tekrar ve tekrar yazar. Her kelimeyi analiz ederek, kusursuzluğundan emin olmaya çalışarak, her kelime grubunu sonsuz bir maharetle ince ince işleyerek… Bazen bu iş saatler sürer hatta bazen tüm bir gün bu tek cümleyle geçirilir. Yazar, tatmin olana kadar her şeyi dener. O zaman ama ancak o zaman noktayı koyar.” 

Ama siz sakın aynısını yapmayın, yoksa kızabilir.
Neden mi?
Çünkü o yazarlıkta herkesin kendi çilesini kendisinin keşfetmesi gerektiğini düşünüyor.
İşte Robbins’in yazar adayları için hazırladığı bir tavsiye metni…



Bir roman yazmak için masanın başına geçtiğinizde gereksindiğiniz ilk şey, omuzlarınıza koca bir avuç "napalm tozu" serpiştirmek olacaktır. Size öğretilenlerin hepsini tamamen yok edip unutmak için. Gerçi öğretmenlerinizin hayaletleri size fısır fısır bir şeyler dikte etmeye devam etmek için orada durmaya devam ederler. “Cümle kurarken asla zarf kullanma.” “Romanın şöyle olsun…” “Yok, yok, öyle değil, böyle olsun.”
Tavsiyeler uzar gider. Yeter! Siz orada duran edebiyat bürokratları, acilen defolun!

İnsan, “Sadece bildiğin şeyleri yaz” veya “ Göstermek yerine, anlat” gibi daha iyi niyetli tavsiyelerden bile her zaman kıvraklıkla kaçınabilir, tabii yeterince çevikse… Aslında roman yazmanın tek bir kuralı vardır. İşe yarayan şeyler, işe yarar.

Peki ama bir şeyin işe yarayıp yaramadığını nasıl bileceğiz? Gerçek şu ki her zaman bilemezsiniz. Mesela ben ilk romanımı tam 12 kez yakmıştım ama 35 yıl sonra bugün hâlâ dünyanın her yerinde baskı üstüne baskı yapıyor. Dediğim gibi, fikrinizin işe yarayacağını bilemezsiniz ama hissedebilir ve ona güvenebilirsiniz. Bu sözünü ettiğim, tamamen sezgisel bir şey ve bence sezgi tanrıların bize verdiği büyük bir armağan. Açıkçası, çoğu insana diğer herkesinkinden başka, özel bir armağan sunulmuştur ve kimse paketi açana kadar içinde ne olduğunu tam olarak öğrenemez.

Muhteşem Nelson Algren’in dediği gibi, “Yaptığı işten tamamen emin olan bir yazar, çok da bir şey yapıyor sayılmaz.” Birçok iyi roman zorluklarla, neredeyse kendi kendini ite kaka dünyaya gelmiştir. Kökeninde, bilinçsiz bir tür masumiyet vardır. O yüzden de başlamadan önce finalde ne olacağını kafanızda tasarlamanız falan hiç gerekmiyor. Hatta ikinci sayfada ne olacağını bilmeniz bile gerekmiyor. Her şeyi bilmek isterseniz, romanınızı daha doğmadan öldürmüş olmaz mısınız? Ona nefes alacak alan verin ve yön değiştirerek sizi şaşırtmasına müsaade edin. Roman yazmak bir gemi veya tren yolculuğu gibi rota gerektiren bir şey değil, tamamen özgürce yaşanacak bir maceradır.

Elinizde bir ana konu olsa iyi olur tabii; bir tema, yaratmak istediğiniz etkiye dair genel bir çizgi… Bunun ötesinde, yapmanız gereken tek şey hayal gücünüzü espri duygunuzla harmanlamak, bir iki karakter oluşturmak ve bu küçük kayığı şahsi bakış açınızı da katarak geniş, karanlık nehre salmak… Akış sizi nereye götürürse. Bir sonraki kıvrımdan sonra karşılaşacağınız tehlikeli girdabın sesini işitirseniz, hey, dik durun, zihninizi netleştirin ve aralıksız kürek çekmeye devam edin. Artık sahiden yazmaya başladınız, bunun tadını çıkarın. Çünkü işin en iyi kısmı şimdi başlıyor.

Evet, roman yazmak kontrolden çıkmaya benziyor bir parça ve aynı anda bir an bile boş bulunmamayı gerektiriyor. Kafanızı mı karıştırdım? Eh, zaten başından beri çok kafa karıştırıcı bir şeyden söz etmiyor muyuz? Deneyin. Belki delireceksiniz. Ve gene de bu işi çok seveceksiniz.

Tom Robbins

Kaynak: egoistokur

Hiç yorum yok: